Romanların ayrımcılık ve sorunlarla karşılaştığı ülkelerde, Türkiye’de de olduğu gibi, sorunların “Roman kültürüne” bağlandığı görülüyor. Böylece, Romanlar, yaşadıkları ayrımcılığı, kültürleri nedeniyle “hak etmiş” gibi sunuluyorlar.
Ancak, özellikle sanatın günlük yaşamda vazgeçilmez bir yer tuttuğu Roman kültürünün, bu yönüyle öne çıkarak geliştiği ve Romanların yurttaşlık haklarını “eşit” olarak kullandıkları örnekleri barındırması açısından sosyalizm, dünya tarihinde önemli ve sıradışı bir kesit olarak dikkat çekiyor.
1917 Ekim Devrimi’nden 1991’e değin, Sovyetler Birliği’nde uygulamaya konulan düzenlemelerle, Romanların hem kendi kültürlerini korumalarının ve geliştirmelerinin desteklendiği, böylece, Sovyetler Birliği’nin “Roman Rönesansı”nın başını çektiği, bugün komünizm karşıtı kaynaklarda bile teslim edilen bir olgu.
Özellikle 1920’lerde hayata geçirilen yasalarda, Romanların kendi yürüttükleri süreçlerle, Roman alfabesinin oluşturulduğu, Roman dilbilgisi kurallarının belirlendiği ve Roman dilinde eğitim yapan okulların açıldığı, göçer durumdaki Romanların önemli kısmının “kendi tercih ettikleri bölgelere” yerleşmelerinin sağlandığı ve bu bölgelerde Romanların kendi dillerinde eğitim alma şansına eriştikleri biliniyor.
Aynı dönemde, Roman halk edebiyatının kayda geçirilmesi ve Roman dil ve edebiyatının geliştirilmesi için devlet tarafından destek sağlandığı, 1930’lara varıldığında, Romanların günlük ve periyodik olarak basılan pek çok gazete ve dergi ile zengin bir edebiyat üretimi içinde oldukları tarihte kayıtlı.
Kültürel yaşamı canlandırma adımlarının ekonomik tedbirlerle eşzamanlı olarak yürütüldüğü, bu bağlamda yerleşik yaşama geçen Romanların devlet tarafından gösterilen topraklarda üretim yaparak geçimlerinin sağlandığı gözleniyor. Toprakta üretim yapmanın, geleneksel Roman yaşam tarzının dışında olmasına karşın, yaratılan ekonomik standardın ve kurumsal zeminin Romanların sanatta ve edebiyatta “derinleşmelerine” olanak tanıdığına dikkat çekiliyor. Öyle ki, yine 1930’larda 40’a yakın Roman tiyatrosunun bulunduğu belirtiliyor. Bu noktada, devlet tarafından çıkarılan bir yasa ile, söz konusu tiyatroların, Moskova’nın “canlı kültürel ortamından ve olanaklarından yararlanmak üzere” yılın altı ayını Moskova’da kurulacak “Roman Tiyatrosu”nda geçirmelerinin sağlandığı da aktarılıyor.
Sovyetler Birliği’nde hayata geçirilen uygulamaların diğer sosyalist ülkeler için örnek oluşturduğu, Roman nüfusun yoğun olarak yaşadığı birçok Doğu Avrupa ülkesinde de Romanların özellikle kültür ve sanat alanında desteklendiği çeşitli kaynaklarca ifade ediliyor.
Moskova Roman Tiyatro’sunun 1989’a kadar varlığını sürdürdüğü görülürken, Romanlar’ın ayrımcılıktan uzak toplumsal yaşamının da Sovyetler Birliği’nin çözülmesine paralel olarak ortadan kalkması dikkat çekiyor. Öyle ki, bugün eski Sovyet cumhuriyetlerinde Romanlara yönelik ayrımcılığın giderek tırmandığına işaret eden çok sayıda rapor bulunuyor. Karşılaşılan tablo, halkların eşitlik ve kardeşliğinin yaşatılmasında sosyalizmin vazgeçilmezliğinin kanıtını oluşturuyor.
(soL – Haber Merkezi)

Son Yorumlar